"Teravih" kelimesi ne Hz. peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında,ne de sahabe döneminde isim olarak yoktu ama muhteva olarak bu namaz vardı ve ferden kılınıyordu. Çünkü Allah Resulü, bu geceleri ibadetle geçirmeyi, ilim ve Kur'an'la geçirmeyi hatta Kadir gecesi'ni Ramazan'ın son on gecesinde aramayı emretmiştir.
Hz. peygamber, Ramazan'da yatsı namazından sonra iki veya üç kere mescidde nafile namaz kılmış ve sahabede kendisine tâbi olmuştur. Dördüncü gecede mescit artık insanları almayacak kadar kalabalık olunca yatsı namazından sonra mescidde kalmamış ve ertesi günü yaptığı bir konuşmada " Bu namaz için ne kadar istekli olduğunuzu biliyorum. Bu namazı bu şekilde kılmamız halinde sizin üzerinize farz kılınmasıdan korkuyorum. Bu namazı evlerinizde kılınız." diye buyurmuştur.
Teravih namazının cemaatle kılınmaya başlanması hicretin 14. yılında Hz. Ömer ( ra) dönemine rast gelir. Bu dönemden önce herkes bu namazı evlerinde kılıyordu. Hz. Ömer, mescidde herkesi ayrı ayrı dağınık bir vaziyette namaz kıldıklarını görünce artık farz kılınma endişesi ortadan kalktığını düşünerek sahabenin en güzel Kur'an okuyanı olan Ubey bin Ka'b'ı İmam yaparak cemaatle İlk teravih namazı kılınmaya başlanmıştır.
Buhari'de Hz. Aişe'nin rivayetine göre "Allah Resulü Ramazan ayında (yatsı namazından sonra) onbir rek'at tan fazla namaz kılmamıştır." Mezheb imamlarından önceki dönemlerde bazı alimler sekiz,bazıları yirmi re'kat kılındığı rivayetleri de vardır.
Hanefiler, Şafiiler ve Hambelîler teravih namazının yirmi rek'at olduğunu kabul ederler. Ancak İlk dönemden itibaren bu namazın 8 ,10, 12, 20 hatta 36 rek'at şeklinde farklı uygulamaları ve fetvaları vardır. Rek'at sayısındaki bu farklılığın sebebi Hz. Peygamber'in bu konuda sözlü herhangi bir ifadesinin olmaması ve nafile ibadetler de insanlar için bir üst sınırında olmamasıdır.
Teravih namazı kadın ve erkekler için sünnet-i müekkede'dir.
Bazı alimlere göre, sekiz rek'at kılan kişi teravih namazının sünnetini yerine getirmiş kabul edilir. Kalan oniki rek'atta müstehaptır. Ama bugünün şartlarındaki uygulamaya göre yirmi rek'at kılmak daha faziletlidir. Şayet sekiz rek'at kılınacaksa kıraati uzun tutmak sünnete uygun, güzel bir davranış olur. Yirmi rek'at kılınmayacağı zamanda vaktini boş boş TV karşısında dizi izlemekle veya malayani sohbetlerle geçirmek değil, Kur'an okuyarak, ilim tahsil ederek, ilmi eserler okuyarak veya vaktini Allah'ı zikirle geçirmek gerekir.
Teravih namazını cemaatle kılmak sünne- i kifayettir.
Teravih namazının kazası yoktur ve bu namazın sevabı ile orucun sevabı ayrı ayrıdır, birbiri ile bağlantısı yoktur.
Hanefilere göre teravih namazını ikişer rek'at kılmak sünnettir, Şafiilere göre ise zorunluluktur. Öyleyse imamlarımızın Şafii cemaatı da düşünerek bu namazı ikişer rek'at kıldırmayı tercih etmeleri kendileri için güzel bir davranış sergilemiş olurlar.
Teravih namazı diğer namazlara göre hızlı kıldırılmasını ve tadil-i erkan'a riayet edilmemesini ilk dönemlerden itibaren alimlerimiz uyarılarda bulunmuşlardır. Hızlı kıldırmanın çirkin bir bid'at olduğunu ve imamlar içinde vebal olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü Hz. peygamberin " En kötü hırsız, namazından çalandır."sözü unutulmamalıdır.

