Mehmed Akif Aslan


TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR!

Geçmişte Yaşanan Salgın Hastalıklara Göz Atalım!


Kıymetli dostlar, Amerika’da Stenford Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Anne Austin, Nil Nehri’nin batı kıyısında Luksor kenti yakınlarında bulunan Deir el-Medineh şehrinde M.Ö. 1300-1000 yılları arasında yaşamış olan işçilerin işe gitmedikleri günlere dair bıraktıkları notları (İşe gitmeyen işçilere ait 2 binden fazla mazeret yazısı) incelemiş ve çarpıcı sonuçlara ulaşmış.

Bu sonuçlar içerisinde en çok, geziye çıkmak, yaralanma ve hastalıklar mazeret olarak kayda geçmiş görünüyor. Papirüslere(Bitkisel malzemeden yapılmış kağıt) göre hasta olan ilk işçi kısa bir zaman zarfında ancak hızlı bir şekilde hastalığını arkadaşlarına hatta onlarla ilgilenen doktora dahi bulaştırmıştır. Bu hastalıklara yönelik o dönemde de ilaç araştırma süreci gayet ciddiye alınıyormuş. Eski Mısır hekimleri çok fazla ilaç biliyorlarmış mesela Ebers papirüsü çeşitli hastalıklar için yediyüzden fazla ilaç tavsiyesi içermekteymiş.

Geçmiş yıllardan günümüze hastalıklar çeşitlenirken aynı zamanda çözüm yolları da çeşitlik göstermiştir. Tarihten bu güne adı farklı şekillerde nitelendirilen salgın çeşitleri gelip geçse de şuan Covid-19 (Yeni Nesil Korona Virüsü) konuşmaktayız. Bugün olduğu gibi geçmiş dönemlerde de halkın, salgınlara karşı bilinçli olmadığını eski belgelerden öğrenmekteyiz.

Tarih tekerrürden ibarettir sözünün bir kanıtını da şuan yaşayacağız. Bugün nasıl Çin’den Dünya’ya virüs yayılıyorsa, 1831 ve 1833 yılları arasında korkunç kolera salgını Hindistan’dan gelerek Yakın Doğu yoluyla Avrupa’ya yayılmıştır. O dönmede koleranın Avrupa’ya yayılmasında bir köprü durumunda olan Osmanlı, ülkelerinde karantinanın uygulanması gerektiği için, II. Mahmud’un emriyle bu yolda ilk adımları atmış.

Aradan yüz yıllar geçse de bilinçli olma noktasında yaşadığımız eksikleri tarihsel geçmişimizde de yaşamışız. Halkın bilinçli olmaması salgınların yayılmasını daha da hızlandırmakta dostlar. Mesela o dönemde de halk tedbir çalışmalarını hafife almış ve salgın daha fazla yayılım göstermiş. Akabinde Osmanlı devlet yöneticilerinin duruma müdahalesi çeşitli tedbir politikaları ile halkı bilinçlendirme yoluna gidilmiş.

Peki nasıl tedbirler alınmış,

  • Hastalığın yayılmasını engellemek ve ahaliye hastalık hakkında bazı tebligatın yapılması için gazeteler, aracı olarak kullanılmıştır.
  • Halkın, vazifeleri: temizlik, elleri bol su ve sabunla yıkamak ve imkan varsa ardından ispirto, limon suyu, sirke veya dezenfekte edici(müsadd-ı taaffün) sularla temizlemek, el yıkamadan yemek yememek, içilen veya ağız çalkalanan suların bir kapta kaynatılmış olmasına özen göstermek, çiğ sebze-meyve tüketmemek, yemek kap- kaçaklarını, çatal ve kaşıkları kaynar su ile temizlemek, içki içmemek, abur cubur yememek, sineklerden sakınmak, kalabalığa girmemek, tuvalet çukurlarına kireç kaymağı, göz taşı suyu veya katran dökmek, ishal görülürse hemen hekime başvurmak, koleraya yakalanan olursa derhal hükümete bildirmek, basit bir ishale yakalanırsa dahi çamaşırları kaynatarak yıkamak, olarak açıklanmıştır.

 Halkın salgınlardan korunması için duyurular da yapılmıştır.

“Mesela 1895 yılında Tarsus’ta görülen kolera salgınının yayılmasını engellemek için, normal kanal suyunun içilmesinin yasaklanması, suların şehre uzak kuyulardan çekilmesi veyahut şehrin gerisinden alınması ve kaynatılarak içilmesi yönünde devlet halka uyarılarda bulunmuştur. Ancak halk, bu uyarılara pek kulak asmamış ve kanalların suyunun kullanılması engellenememiştir. Bu yüzden de salgın toplum arasında yayılma göstermiştir.”

  • Yukarıda bahsedilen salgın hastalıklar, 1800’lü yıllarda, birçok devlete zarar verdiği gibi Osmanlı Devleti içerisinde de derin tahribatlara yol açmıştır. Bunun önüne geçebilmek adına tedbirler alınmaya çalışılmış ve yapılan çalışmalar sonucunda Karantina örgütü kurulmuştur.

Osmanlıca tahaffuzhane olarak nitelendirilen karantina merkezleri, şehirlerde kurulmasının yanı sıra kaza ve nahiyeler ile birlikte önemli görülen yerlere de kurulmuştur.

Tarihten karantina sürecine güzel bir örnek,

  • Tahaffuzhanelerde, izdiham olmasından dolayı karantina bekleyenler arasında hastalık sirayet edeceğinden, Rusya’dan beri tarafa yolcuların çok geçirilmemesine dikkat edilmeye çalışılmıştır. Bir yıl sonra İzmir’in kazalarında bulaşıcı hastalık yok iken bu hastalıkların önlenmesi adına deniz yoluyla nakledilen eşyalar için müsait yerlerde karantina yapılmasına karar verilerek, eşyaların karantinada belirli bir süre bekletilmesi istenilmiştir.

Karantina sürecinin Osmanlı’da Tanzimat’tan öncede uygulandığı görülmektedir. Tanzimat Fermanı öncesi Osmanlı Devleti’nde, cüzzamlı hastalara mahsus olarak inşa edilen cüzzamhanelerden başka uygulamalarda mevcut.

Diğer örnekler, Trabzon’da, hayvanlarda ortaya çıkan tifüs hastalığından dolayı Trabzon Belediyesi tarafından, ilgililerce gereken önlemlerin alınması için çalışmalar yapılmıştır. Edirne vilayetinde de yine aynı durum gözlemlenmektedir. Burada hayvanlarda ortaya çıkan şap, revan ve tifüs hastalığı nedeniyle tedavi sürecinin gerçekleştirildiği, aynı zamanda bu vilayette sığır vebasına rastlanmadığı da bildirilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Sarıkamış Harekâtı’nda, Sarıkamış’a 8 km uzaklıktaki Hamamlı Köyü’nde bir karantina merkezi kurulmuş. Karantina süresi 21 gün olan bu merkezde esir alınan Türkler, çok ağır şartlarda yaşamlarını sürdürmüşler. Esirler kurulan büyük çadırlara yerleştirilmiş. 80 cm aralıklarla açık alanda açılan tuvaletler kullandırılmış bu durum ise özellikle yaz aylarında, karantina merkezinin kokmasına ve tam bir mikrop yuvası haline gelmesine sebep olmuş. Her türlü sıhhi şartlardan uzak ve temizlenmeyen bu karantina merkezinde Türk esirler, Ermeni askerleri tarafından her türlü eziyete maruz kalmışlardır. Bu şartlarda gerekli sağlık hizmetlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle tam bir bulaşıcı hastalık merkezi haline gelen Hamamlı’da ölenlerin sayısı normalin çok üzerinde olmuştur. Müslüman Türk her zaman mazlumun yanında yer alırken aynı karşılığı ne yazık ki diğer milletlerden görememiştir. Bu kısımda hissemize not olarak kalsın dostlar.

Yine Birinci Dünya Savaşı sıralarında Ankara, Adana, Bağdat, Beyrut, Suriye, Sivas, Konya vs. vilayetlerle Bolu, Canik, Çatalca, Teke ve Menteşe mutasarrıflıklarına gönderilen bir telgrafta: bazı yerlerde görülen lekeli humma hastalığının özellikle hapishanelerde şiddetlenmesi üzerine bu hastalığa karşı tedbir alınması, kayıtsız davranılmaması ve bununla ilgili talimatnamelere uyulması gerektiği istenilmiş.

1838 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda karantina usulü, Karantina Meclisi oluşturulmasıyla kurumsallaştırılmıştır. Dünya’da da Osmanlı devletinden sonra bu tarz meclisler kurulmuştur.

 Karantina meclisi, özellikle karantinaların tesisi, gerekli personelin tedarik edilmesi ve karantinalarda uygulanacak vergi tarifelerini belirleyen bir kurum oldu. Meclis’in gerekli gördüğü mahallerde karantina merkezleri açılmıştır. Karantina idareleri eksikliklerine karşın uzun bir süre şehirlerde düzenli hastane hizmetlerinin verilmesine kadar halk sağlığını koruyan en önemli kurum olmuştur.

Diğer önemli bir oluşum ise Tebhirhaneler. Şuan tüm cadde ve sokaklar, iş yerleri dezenfekte edilmektedir. O dönemde de Tebhirhaneler aracılığı ile kolera, çiçek, suçiçeği, veba, kızıl, kızamık, tifo, tifüs, dizanteri, difteri, verem, loğusa humması ve boğmaca gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu ve salgın yaptığı dönemlerde, hastaların veya bu hastalıklardan birinden ölenlerin kullandığı çamaşır ve her tülü eşyayı, hastalık görülen ev, işyeri, okul, araba, kayık gibi her türlü mekanı, şüpheli görülen ticari emtiayı, hayvanları ve bunların artıklarını, dışarıdan gelen gemileri, postadan gelen mektup ve paketleri dezenfekte eden sağlık kurumları oluşturulmuştur.

  • Tebhirhanede yer alan eşyalar, 110 derecede basınçlı su buharı ile, etüvlerde dezenfekte yapılıyor.
  • Kolera görülen yerlerde, kordon altına alınan evlerin yiyecek ve içecek gibi taze meyve ve sebzelerin uygun şartlarda ihtiyaç sahiplerine verilmesi sağlanıyor.
  •  Bir yerde, kolera meydana gelir gelmez kordon altına alınması, buradaki insanlara hiçbir şekilde sıkıntı çektirilmeyip, iyi muamele gösteriliyor.
  • Hatta doktorların koleraya yakalanan hastaya karşı, adama yaklaşmayarak tedavisini yapmaya çalışması ve koleralı kişilerin evlerinde, her türlü elbise ve eşyaları ile ilgili tedbirler alınmıştır. Bir de hastaları nakl eden arabalarda, hastalığın başka yerlere sirayet etmemesine dikkat ediliyor.
  • Kordon altına alınan yerlerde, görevini yapmakta olan polis, jandarma ve belediye çavuşlarının sürekli aynı yerde durmaları kendileri için zor olacağından saatte bir değiştirmeli olarak çalışmaları sağlanıyor.
  • Kolera ve salgınlara karşı etkili bir mücadele verilmesinde; sıhhiye meclis ve komisyonları oluşturulmuş, belediye daireleri bünyesinde tekil edilen merkezler nöbetçi eczaneler ve hastaneler de verilen hizmetlerle kayda değer faydalar sağlanmıştır. Diğer taraftan dezenfeksiyon uygulamaları, koleradan ölenlerin defin işlemleri, içme sularının ve şehirlerin temizliği, salgınların ortaya çıkıp yayılmasında tehlike arz eden dere yataklarının kurutulması yönünde yapılan çalışmalarla da salgınlar kontrol altına alınmaya çalışılmış.                                            

Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüz yıllık zamanının önemli sağlık sorunu haline gelen çiçek hastalığı, sonraki yüzyıllarda da ortaya çıkarak ülkenin dört bir tarafında baş göstermeye başlayınca hastalıkla ilgili şikâyetlerinde aynı oranda arttığı belgelerde yer almaktadır. Bu şikâyetler ve hastalığın ortadan kaldırılması için talep edilen aşılar İstanbul’a bildirildikten sonra merkez tarafından karşılanılmaya çalışılıyordu

Yaşanan tüm bu olumsuz salgın süreçlerinin ardından, 1871 yılı düzenlemesi ile halka ücretsiz sağlık hizmeti götürülmesini devlet görevleri arasında sayması ve hekimlerle hastalar arasındaki para ilişkisini ortadan kaldırması nedeni ile önemli görülmektedir. Hastadan para aldığı saptanan memleket tabiplerinin görevine son vermesi ile de devletin bu konuda ne kadar duyarlı olduğu açıkça görülmektedir. Aynı düzenlemeyle İstanbul’da ve diğer illerde Belediye Eczanesi adı ile birer eczane açılmasına karar verilerek, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk belediye sağlık teşkilatının kurulmasını sağlamıştır. Bu belediye eczaneleri, memleket tabiplerinin denetimindeydi ve hekim tarafından onaylanan yoksul hastaların ilaçları ücretsiz olarak verilmekteydi. Tarih gösteriyor ki bu konularda yani sosyal yönetim anlayışında Dünya’da öncü devletlerden olmuşuz.

Koruyucu sağlık hizmetleri görevinde olan memleket tabiplikleri, bölgesindeki salgın hastalıkların en hızlı biçimde yetkili amirlere duyurmak ve idarenin onayı ile gerekli tıbbi önlemleri almak; bölge dışındaki salgınlarda görev almak; hizmet gördüğü bölgenin topoğrafik durumunu incelemek ve çıkabilecek hatalıklar karşısında gerekli önlemleri almak gibi görevleri vardır. Memleket tabipleri düzenli olarak bölgelerinin insan sağlığı ile ilgili durumları ve gelişmeleri en üst tıbbi idareye bildirmekle yükümlü ve sağlık idaresinden aldıkları emirler doğrultusunda yerel idareyi uyarma hakkına sahiptir. Adli tabiplik hizmeti de memleket tabiplerinin görevleri arasındadır. idari yönden, memleket tabipleri gönderilen emirleri itiraz etme hakkına sahiptir; ancak yenisi gönderilene kadar.

Velhasıl dostlar tarih tekerrür ediyor. Milattan önce Mısır’da yaşanan salgın hastalıklarla, milattan sonra ve günümüzde yaşanan salgın hastalıklar benzerlikler göstermektedir. O dönemde Hindistan’dan tüm Dünya’ya bulaşan salgın hastalıklar günümüzde başka eller tarafından bizlere kadar sirayet etmekte. Burada temel fark, tedavi yöntemlerinin gelişmiş olması, mevcut tesis imkanlarının ileri düzeyde olması, bilinç düzeyi açısında daha bilinçli topluluklar olunması olarak ön plana çıkmaktadır. Lakin tarihte yaşanan sıkıntıları bizlerde yaşamaktayız. Olayları hafife almak, devletin telkinlerine kulak asmamak, şahsi tedbirlerimizi yeterli düzeyde almamak gibi. Her insan can taşımakta ve biz, bizim haricimizde yaşayan canlara hastalık bulaştırma lüksüne sahip değiliz. Dikkatli olacağız ve tedbiri elden bırakmayacağız.

Sağlıkla kalın dostlar. Görüşmek üzere.                        

Kaynakça

Demiral, M. (2019): Eskiçağ Ön Asya Toplumlarında Görülen Salgın Hastalıklar

Yağcıoğlu, N. (2019): Tanzimat Sonrası Osmanlı’da Salgın Hastalıklara Karşı Alınan Önlemler



  • Perşembe 16 ° / 3 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 16 ° / 3 ° Güneşli
  • Cumartesi 19 ° / 7 ° Güneşli

Bursa

09.04.2020

  • İMSAK 05:00
  • GÜNEŞ 06:28
  • ÖĞLE 13:10
  • İKİNDİ 16:49
  • AKŞAM 19:43
  • YATSI 21:05
  • BIST 100

    93.225%0,00
  • DOLAR

    6,7833% 0,18
  • EURO

    7,3862% 0,22
  • GRAM ALTIN

    358,91% 0,09
  • ÇEYREK ALTIN

    592,2015% 0,09