14991,40%0,51
43,14% 0,10
50,34% 0,08
6377,90% 0,18
10268,60% 0,00
Mobilya sektöründe uzun yıllardır sahada bulunan İsmail Arslan, sektörün yapısal sorunlarına dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Arslan’a göre, şirketleri ayakta tutan şey patronun koltuğu değil, kurumsal akıl ve işleyen sistemler.
Türkiye’de koltuğa yapışma meselesinin yalnızca siyasetçilere özgü olmadığını vurgulayan Arslan, birçok patronun da gücü, kontrolü ve iktidarı kaybetmemek adına koltuğunu bırakmak istemediğini ifade etti.
Yetki devri, profesyonel yönetime alan açmak ya da işi sistemlere emanet etmenin çoğu zaman zayıflık olarak algılandığını belirten Arslan, şu noktaya dikkat çekti:
“Kontrol giderse güç gider korkusu hâkim. Oysa gerçek tablo bunun tam tersini söylüyor.”
Uzun ömürlü ve başarılı şirketlerin ortak özelliğine işaret eden Arslan, patron merkezli yapıların sürdürülebilir olmadığını savundu:
“Patronun varlığıyla ayakta duran şirketler değil, kurallarla ve kurumlarla ayakta duran şirketler büyüyor.”
Gerçek liderliğin, koltuğa sıkı sıkıya sarılmak değil, doğru zamanda koltuğu boşaltabilecek cesareti gösterebilmek olduğunu dile getirdi.
Günümüz dünyasında rekabetin artık sadece ürün, fiyat ya da pazar payı üzerinden yürümediğini vurgulayan Arslan, insan kaynağının belirleyici unsur hâline geldiğini söyledi.
“Büyük ölçekli küresel şirketler Türkiye’nin en yetişmiş, en yetkin ve en becerikli insanlarını çekiyor ve bu insanları uzun vadeli stratejilerinin merkezine koyuyor.”
Bu insan kaynağını çekemeyen şirketlerin ise yerinde saydığını, hatta fark etmeden rekabetten düştüğünü ifade etti.
Başarılı ülkeler ve işletmeler incelendiğinde değişmeyen tek bir gerçek olduğuna dikkat çeken Arslan, bu formülü şöyle özetledi:
“Rekabette üstün gelmek istiyorsak, yetişmiş ve yetkin insanları şirketlerimize çekmek ve onları tutmak zorundayız.”
Japon iş kültürüne de değinen Arslan, adaptasyon kültürünün bu ülkede son derece güçlü olduğunu vurguladı. Aile değerlerine ve iş ahlakına uyan yöneticilerin, hatta damatların bile soyadı değiştirilerek aileye dahil edilebildiğini hatırlattı.
Buna karşılık Türkiye’de aile kavramının büyük ölçüde kan bağı üzerinden tanımlandığını belirten Arslan, “yönetici evlat” anlayışının kültürel olarak yeterince karşılık bulmadığını ifade etti.
Türkiye’de birçok işletmede ana hedefin en doğru yöneticiyi bulmak değil, evladı yönetici yapmak olduğunu dile getiren Arslan, bunun da kurumsallaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olduğuna dikkat çekti.
Arslan, Türkiye’deki mevcut ekonomik tabloya da eleştiri getirdi. Yatırım ortamının daralmasıyla birlikte yeni bir tüketim alışkanlığının oluştuğunu savundu:
“Madem yatırım yapamıyoruz, bari gezelim, yiyelim içelim anlayışı yaygınlaştı. Ancak nakit yerine kredi kartı kullanıldığında, harcanan kazanılandan fazla olmaya başlıyor.”